Kırmızı Kaplumbağa – Red Turtle

Kırmızı Kaplumbağa - Red Turtle

Senaryosunu ve yönetmenliğini daha önce “Father and Daughter” isimli kısa animasyonuyla Oscar kazanan Michel Dudok de Wit’in üstlendiği KIRMIZI KAPLUMBAĞA, insan hayatının evrensel dönüm noktalarını kaplumbağalar, yengeçler ve kuşlardan başka sakini olmayan bir adaya düşen bir adamın hikayesini odağına alarak anlatıyor.

Michael Dudok de Wit yönetiminde çekilen Fransa – Belçika – Japonya ortak yapımı animasyon filminin kurgusunu Céline Kélépikis gerçekleştirdi. Müziklerini Laurent Perez Del Mar besteledi.

Yönetmen Michael Dudok de Wit ile Söyleşi

César Ödüllü ve Oscar Adayı, 1996 yapımı The Monk and the Fish ile 2001 yapımı, Oscar dahil birçok ödül kazanan Father and Daughter adlı iki kısa filminiz, kült filmler arasında sayılıyor. Father and Daughter’da küçük bir kız, babasının gidişini izler. Adamın hatıraları, hayatının geri kalanı boyunca onu bırakmaz. Burada, tanımlanamayan bir duyguyu ifade ediyorsunuz: Hasret…

Evet. Çok muğlak bir duygu olduğundan ifade etmesi zor ama çoğu insan, bu duyguyu deneyimlemiştir. Ulaşılamayan, derin ve sessiz bir arzuya benzeyen bir şeye duyulan bir hasret. Bir sanatçı için bu, mükemmelliğe ulaşma çabası ya da müzikte, resimde, şiirde bir idea olabilir… Acılı ama yine de güzel bir yokluk. Arkadaşlarımdan ve tanımadığım insanlardan aldığım dokunaklı hikayelerin haddi hesabı yok. Hepsi de filmin onlarda uyandırdığı geçmiş deneyimlerini anlatıyorldu. O film bir klasiğe dönüştüğü için mutluyum.

Kırmızı Kaplumbağa - Red Turtle

2004’te Hiroshima Festivali’nin bir jürisiydiniz. Isao Takahata ile orada mı tanıştınız?

Evet. Ayaküstü bir sohbetimiz oldu. Hatta biraz Fransızca konuştu. Fransız kültürüne bayılıyor. Bundan kısa bir süre sonra, Seul Festivali’nde işlerim hakkında öğrencilere bir seminer verdiğim sırada bir çevirmenle çıkagelmesi beni şaşırtmıştı. Selam vermek için uğradığını sanmıştım ama tüm konuşma boyunca kaldı. O sırada belki de aklında ortak bir proje zaten vardı.

Kasım 2006’da Tokyo’dan ummadığınız bir e-posta aldınız.

Postada iki rica vardı: İlkinde Ghibli Müzesi Father and Daughter’ı Japonya’da dağıtmak için iznimi istiyordu. İkincisinde ise, uzun metrajlı bir filmde onlarla çalışmak isteyip istemeyeceğimi öğrenmek istiyorlardı. O zamana kadar, bir uzun metraj film çekmeyi düşünmemiştim. Bazı arkadaşlarıma muhteşem sözler verilmiş ama Kaliforniya’daki yapımcıların ellerinden geçen projeleriyle hayal kırıklığına uğramışlardı.

Studio Ghibli’yle ise her şey farklı. Sanat filmlerine saygı duyan Fransız yasalarına uygun çalışacağımızı söylediler. Senaryoyu yazmam için uzun bir süre verdiler. Televizyonlarda sık sık gördüğümüz, ıssız bir adada yalnız kalan bir adamın hikayesini yazmak istiyordum çünkü bu arkaik tip hoşuma gidiyordu. Nasıl hayatta kaldığını anlatmak istemiyordum. Bu hikaye defalarca anlatılmıştı.

Kırmızı Kaplumbağa - Red Turtle

Bundan daha fazlasına ihtiyacım vardı. Bir süre adı lüks tatillerle anılan Şeysel Adaları’ndan birinde yaşadım. Ama basit bir yaşamı tercih etmiştim. On gün boyunca yerlilerle kaldım. Tek başıma yürüyüşe çıkıp, her şeyi gözlemledim ve binlerce fotoğraf çektim. “Tatil rehberi” estetiğinden uzak durmaya çalıştım. Benim kazazedem, düştüğü yeri sevemeyecekti. Ne olursa olsun evine dönmek istiyor, çünkü ada çok misafirperver sayılmaz. Tehlikelerle, büyük bir yalnızlıkla, böceklerle dolu, yağmurun bardaktan boşanırcasına yağdığı bir ada.

Önce herkesin düştüğü hataya düştüm: Senaryo çok detaylı olmuştu. Film çok uzun olacaktı. Ama hikayenin temeli çok güçlüydü. Sonraki adım, filmin basit bir versiyonu olacak olan, sabit, canlandırma görsellerinin çizilmesiydi. Bu aşamada, hikayeleri sinema diline çevirmenin bazen zorlayıcı olabileceğini fark ettim. Üstesinden gelemeyeceğim sıkıntılar baş göstermeye başladı. Why Not Productions’daki yapımcım Pascal Caucheteux, yönetmen ve senarist Pascale Ferran ile görüşmemi tavsiye etti. Sonraki aylarda sık sık bir araya geldik. Film hakkında derin tartışmalarımız oldu. Hikayenin geri kalanını etkilemeden, ıssızlığı vurgulayan elementleri değiştiremezdik. Hikayedeki sorunları tespit etmeme ve daha açık ve güçlü bir anlatım oluşturmama yardım etti. Animasyonlarda, kurgunun çekimlerden önce yapılması fikri o kadar hoşuna gitti ki, bu sürece değerli katkıları oldu.

Tema bir kez daha hasret, denize bakarken kahramanın içinden geçenler… Aynı zamanda adını zamansızlık koyduğunuz şey de var. Bu, filmlerinizde hep olan bir tema. Ağaçların, gökyüzünün, bulutların ve fırıl fırıl uçan kuşların çekimlerinde görüyoruz bunu…

Evet bunlar, hepimizin alışık olduğu saf ve basit duygular. Ne geçmiş ne gelecek var. Zaman asılı kalıyor.

Ama zaman, bir yandan da döngüseldir. Nesiller nesilleri takip eder. Çocuk, babasının hareketlerini tekrarlar, aynı kayalara tırmanır ve aynı tehlikelerle yüzleşir. Hayvanlar krallığında bir döngü daha vardır: Ölen balıkla beslenen sinekler, bir örümceğin kurbanı olurlar. Yengeç, kuşa yem olur…

Doğru. Film, hikayeyi hem düzlemsel hem döngüsel bir üslupla anlatıyor. Zamanın yokluğunu, zamanla anlatıyor; tıpkı müziğin sessizliği kuvvetlendirmesi gibi. Bu film, aynı zamanda ölüm gerçeğine de parmak basıyor. İnsan, ölüme karşı çıkmaya, ondan korkmaya ve onunla savaşmaya eğilimlidir. Bu, hem sağlıklı hem de doğaldır. Ancak bununla beraber saf yaşamın ta kendisi olduğumuza ve ölüme karşı çıkmak zorunda olmadığımıza dair güzel ve sezgisel bir anlayışımız vardır. Umarım film bu duyguyu yansıtabiliyordur.

Bir diğer önemli element, kaplumbağanın ilk kez ortaya çıkışı ve onu saran gizem.

Kocaman bir kaplumbağanın olduğu bir hikaye fikri, en başından beri aklımdaydı. Görkemli ve saygı duyulan bir deniz canlısı olmalıydı. Deniz kaplumbağaları, barışçıldırlar ve tek başlarına yaşarlar. Okyanusun derinliklerinde uzun zaman geçirebilirler ve yarı yarıya ölü bir yaşam sürerler. Koyu kırmızı renkleri, görsel bir şölendir. Hikayenin ne kadarını gizemli tutmak istediğimizi tartıştık.

Mesela Studio Ghibli filmlerinde, gizemli olanın varlığı çok iyi ayarlanır. Elbette gizem, muhteşem bir şeydir ama izleyiciyi hikayeden koparmadığı müddetçe. Dozunu iyi ayarlamak gerekir. Hele diyalogsuz bir filmde. Bir şeyleri, diyaloglarla açıklamak çok kolaydır ama anlatmak istediğinizi, karakterlerin davranışları, müzik ve kurgu ile de anlatabilirsiniz. Diyalog olmadığında karakterlerin nefes alışverişleri bile doğal olarak daha fazla şey ifade eder hale geliyor.

Filmin tekniği hakkında konuşalım. Dijitali, Prima Linea Productions’ta keşfettiniz…

Doğru. Filmi Prima Linea stüdyolarında yaptık. Biz, ilk animasyon testlerini yaparken burada, monitör olarak da kullanabildiğiniz tabletin üzerinde çizim yapmanıza izin veren Cintiq ile tanıştım. Bu aletle, çizimlerinizi ayrıca taramak zorunda kalmadan animasyonunuzu anında görselleştirebiliyorsunuz. Bu teknik daha ekonomik, size daha fazla yaratıcı özgürlük veriyor ve rötuşlama kontrolünüz arttırıyor.

Aynı sahnenin, bir kağıt üzerine kurşun kalemle çizilmiş bir de dijital kalemle çizilmiş versiyonlarını çalıştık. Dijital kalemin çizgileri daha güzeldi ve bu da ikna olmama yetti. Arka planlar için farklı bir süreci takip ettik. Çizimler, kağıt üzerine kömürle özgürce yapıldı. Bu zanaat niteliği çok önemliydi. Görüntülere sevimli ve grenli bir doku kattı. Sadece sal ve kaplumbağalar dijital olarak canlandırıldı. Onları 2D’de canlandırmak tam bir çile olurdu. Her şeyin son hali, aynı grafik stilde finalize edildiğinden dijital olup olmadığını söyleyemiyorsunuz. Yapım aşamasında herhangi bir canlandırma veya dekor yapmadım. Sadece ufak dokunuşlarda bulundum.

Müzik nasıl tasarlandı?

Diyalog olmadığından müzik, anahtar görevi görüyor. Aklımda özel bir müzik stili yoktu. Laurent Perez del Mar, ana tema müziğine muhteşem şekilde uyan müzik dahil olmak üzere birkaç öneride bulundu. Çok mutlu olmuştum. Hiçbir fikrimin olmadığı bir konuda oldukça hızlı davranıp, önerilerde bulunmuştu ve haklı da çıktı. Beni sık sık şaşırttı.

Kırmızı Kaplumbağa - Red Turtle Filmi Afişi

Kırmızı Kaplumbağa – Red Turtle

Yönetmen: Michael Dudok de Wit
Senaryo: Michael Dudok De Wit, Pascale Ferran
Kurgu: Céline Kélépikis
Müzik: Laurent Perez Del Mar
Türkiye Dağıtımı: Bir Film
Gösterim Tarihi: 17 Mart 2017

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *